23 Haziran 2009 Salı

sevdigim sayi 6!

Evde misafirler, disarida arkadaslar, kafada yapilmakta olan/yapilacak deneyler, gozumde uyku (calismaktan ziyade tembellikten oldugunu dusunuyorum). Sona yaklastikca sakinlesiyorum sanki. Keyifli olacak, uretken olacak onumuzdeki alti ay (umarim :P).

















Bu arada Susam Sokagi'ndan "Sevdigim Sayi 6" sarkisini hatirlayan var mi :)) ?

08 Haziran 2009 Pazartesi

Pazartesi

Sildim gitti!
Ben bile sıkılmıştım yazdıklarımdan. Yorumlar için çok tesekkürler :)

"Pozitif enerji kazanır" diye bir şarkı vardı değil mi?
Sarkiyi ararken bunu, bunu, bunu, bunu bir de bunu buldum. Kolaya kacip dogrudan youtube baglantilarini vermis oluyorum. Bu sarkilarla bizim ilk genclik yillarinin cok yakin gelse de ne kadar geride kaldigini hissettim. Garip bir memnuniyet kapladi icimi.

31 Mayıs 2009 Pazar

sonunda!

"Eylemlerde taş attıkları için tutuklanan haklarında 25 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan çocuklar için TBMM devreye girdi. Diyarbakır ve Adana’da incelemelerde TBMM Çocuk Hakları İzleme Komitesi’nin ilk izlenimi: “İster çocukça bir merakla ister örgüt tarafından yönlendiriyor olsunlar çocuklara çocukça muamele edilmeli ve çocuk hukuku tabi tutulmalı.”
TBMM Çocuk Hakları İzleme Komitesi üyelerinden AKP’li Cevdet Erdöl, Mehmet Emin Ekmen ve DTP’li Sevahir Bayındır, Diyarbakır’da; AKP’li Necdet Ünüvar, Avni Erdemir, CHP’li Gaye Erbatur ile MHP’li Şenol Bal Adana’da incelemelerde bulundu. Komite izlenimlerini rapor haline getirip TBMM Başkanlığı, parti grupları, Adalet ve İçişleri bakanlıklarına sunacak."

Radikal, 31 Mayis 2009

Aslinda 17 Mayis tarihinin gazete haberiyle ilgiliydi yazmak istediklerim. Cogu sey gibi bu da ertelendi durdu -su siralar 'tezi yazmali' girdabinda asagilara cekilmekteyim ya mazeretim budur.
Haber basligi "Gay hakemin cesur karari" idi. Bir adam gay oldugu icin elinden alinan haklarinin pesine dusmusken sanirim mecbur kaldigindan cinsel kimligini aciklamak zorunda kalmisti. Televizyonda yuzundeki mozaigin kaldirilmasini istemis, zaten teshir edilen isminin de acikca yazilmasini istemisti. Cok cesurdu, olmasi gerektigi gibiydi. Cok gururlanmistim. Hemsehrim oldugundan onun geldigi gibi memleketten olmanin ayrica cesaret gerektirdigini de biliyorum. Gazete haberine birakilan yorumlarin cogu destekleyiciydi ve bu yuzden cok sasirticiydi. Ailesinden gelen destek harikaydi.

Ayse Arman, roportaj yapmis onunla. Roportajdan anlasilacagi gibi o istemeden bu 'cesur' diye yorumlanan kararlari vermek zorunda kalmisti. Butun bu olanlarin basinda sessiz kalmak istemisti, escinsellikle ilgili bir 'bayrak tasima' durumuna girmek istemiyordu.

Gecen aksam 'Milk'i izlemek firsati bulmustuk. Harvey Milk Amerika'nin ilk acik-escinsel politikacisiydi. Bir suikaste kurban gitti. Kisacik zamanda basardigi o kadar cok sey olmus ki. Elbet merak ettiriyor boyle bir yasam hikayesi, acaba bizim memleketimizde escinseller ne zaman mecliste yer alacak, ne zaman ezilen/gizlenen/yok sayilan olmaktan cikip haklarini arayacak, hak ettikleri saygiyi gorebilecekler diye. Ben hic sanmiyorum ki toplumumuz buna kapali. Sadece o bayragi tasiyacak cesur insanlara ihtiyacimiz var.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Seyrulsefer




seyrusefer - sertap erener

20 Mayıs 2009 Çarşamba

sanci

Uzun zamandir yazmiyorum. Benim haricimde dunya tum hiziyla donuyor, ben duruyorum sanki. Her hafta 'Bugun de Cuma!" diyerek panige kapiliyorum. Anlayacaginiz gibi benim 'hic bir seye yetisememe, dusup dusup kalkma' hallerim geri donmus durumda.

Onumuzdeki aylarin nasil gecmesi gerektigini/aksilik olmazsa nasil gececegini o kadar iyi biliyorum ki. Zamanin hizli gecisi bundan olsa gerek.

Bu sefer isler ciddi. Tez yazilacak, yazilacak olan teze koymak icin deneyler yapilip veriler yetistirilecek. Yaz boyunca laba kapanmam sart. Planlanan deneyler yapilacak, sporla rahatlanilacak. Yaz sonunda komite toplantisi yapilacak. Iki haftaligina Turkiye'ye gidilecek. Donulecek, kongreye hazirlanilip gidilecek. Tezin detaylarina yogunlasilacak. Yasam sartlarimiz referans alinarak doktora ya bir donem daha uzatilacak ya da Aralik'ta bitirilecek. Arada postdoc pozisyonu aranacak/ kesinlestirilecek. Iste size Mayis 2010'a kadar kisa bir yasam ozeti. Bu kadar basit gorunen sancili surec.

Ey zaman! Madem hizina yetisemiyorum, geride biraktiklarin mutluluk olsun. Baska sey istemem :)

05 Mayıs 2009 Salı

dogumgunu ruyasi, 3-1

Hayatimda gordugum ve en taze hatirladigim ruyaydi bu. Sabah calan alarma ragmen uyanmak istemedigim turden. Annem bana ne kadar benziyor aman Allahim! Ne kadar genc diyorum icimden, ne kadar mutlu. Sirti acik, cok benziyoruz deyip sasiriyorum. Sonra az once dogan bebegini sevmeye basliyorum. Cok tanidik, cok guzel, elimin altinda buyuyor konusmaya basliyor. Boyle annem ve bebekle gecen cok neseli bir sureden sonra uyanip kalkiyorum. Banyodayken fark edip sasirip kaliyorum. Sevdigim bebek bendim!

Zamanda yolculuk yapmis gibi hissettim, bir turlu etkisinden cikamadim. Beyin insana boyle mi guzel oyunlar yapar?

25 Nisan 2009 Cumartesi

hosuma gitti: bugun bayram abicim

Funda Ozkan'dan: Hic deniz gormemis Istanbullu cocuklarin Bogaz sefasi
"Boncuk gözlü, 10 yaşında bir kız çocuğu. İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ata Özer, “Niye gözlerine kalem, rimel sürdün” diye soruyor. Kız çocuğu hazırcevap: “Bugün bayram abicim.”
Ata Özer kahkahayı basıyor: “Tamam ablacım bir şey demedik.”
Sohbette kız çocuğunun ablasının spor ayakkabısıyla geldiğini öğreniyoruz.
Ondan önce de hemen arkamızda oturan kızlardan biri “Bizim okula yardım edin, çoğumuzun ayakkabısı yok. Benimki de yırtık” diyor. Bir an susuyor, devam ediyor:
“Ama sadece bana verirseniz, kabul etmem. Tüm arkadaşlarıma da verin.”
Ata Özer, telefona davranıyor. Ender Spor‘dan 100 çift spor ayakkabısının sözünü alıyor.
Bir akşam önce tansiyonu 19’a vurmuş. İlaçlarını alıp, gelmiş.
Öyle keyifli ki. Sordum iki torunu varmış. Çevresindeki çocukları da torunlarıymış gibi öpüyor, kokluyor, birlikte fotoğraf çektiriyor.
Abicim diyen kız çocuğuna hadi tanışalım diyor. Önce onun adını öğreniyor: “Ben de İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ata Özer.”
Kız çocuğunun boncuk gözleri kocaman açılıyor: “Aaa, sen müdür müsün?” "

Hometown Coffee House

Florida'nin baskentinde, bir kahvecide yaziyorum bunu. Bugunum beklemekle gecti. Dogrusunu isterseniz pek keyifli degil. Sofor olarak eslik ettim sevgiliye, bir sinava girmesi gerekiyormus imza yetkisi icin. Besinci sinif, anadolu liselerine hazirlik gunlerimizi andik bol bol. Dun yola ciktik, zaten 2 saatlik mesafe, guc olmadi. Yol kenarinda bir otelde kaldik. Sabah erkenden tekrar yollardaydik.

Bir kez daha anladim ki soforsen araba daha az tutarmis. Bende tutma/hareket hastaligi 'motion sickness' var -ki cocuklugumda yolculuklardan nefret etmeme sebeptir. Buyudukce siddeti azaldi fakat hala otobuslerde/ucakta/hareket eden yerde kitap okuyabilen insanlara gipta etmekle kalirim. Tek cozumum gozumu yumup uyumaya zorlamaktir.
Gecenlerde bilege takilan bir nevi elektrosok cihazindan bahsedildi. Duzenli olarak bilekteki siniri uyarip beyninde alakali bolgeyi tetikte tutuyor, mide bulantisini engelliyormus. Bilimsel mi degil mi aldirmadan denemek istiyorum. Denize dusup yilana sarilma halleri iste.

Bahsettigim sinav toplamda 8 saat (abartmislar ama). Ilk yariyi otoparkta arabanin icinde uyuklayarak, cevreyi kesfe cikip oglen yemegi yiyebilecegimiz restorani arayarak, Turkiye'dekilerle konusarak gecirdim. Ikinci yari bu kahvecide, bayik tatli ama bende bagimlilik yapmis Chai Latte (sutlu baharatli cay) esliginde once bu yaziyi yazip sonra yanimda tasidigim koca koca makale dosyalarini oksayarak (keske hepsini okuyabilsem) gececek.

Ama bu kadar ic karartici gecmeyecek gun. Sinav cikisinda 'Our Body: The Universe Within' isimli sergiye gidecegiz! Kadavrayla calismis, insan vucudunun guzelligiyle buyulenmis biri olarak benim icin cok heyecan verici bir tesaduf oldu bu sergi. Anlasilacagi gibi gercek olu insan vucutlari, derinin altindaki yapilar sergilenmekte. Cok merak ediyorum!

Kendi fotograflarimla daha fazlasini anlatirim. Simdi makalelere donmem gerek :)

22 Nisan 2009 Çarşamba

Bugun 23 Nisan

Her seferinde yagan yagmur, soguk hava, sehirlesmekte olan Istanbul'un camur cilesinde sirilsiklam titreyen cocuk goruntuleridir kafamda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Cocuk Bayrami hatiralari. Bir kisim memleketlim "Egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir" sozune takiladursun ben mutsuz cocuklari anayim istedim bugun.

Sadece bugunun haberlerinde 14 yasinda bir kiz cocuguna tacizden 37 kisinin goz altina alinisi vardi. Huseyin Uzmez utanmadan televizyonlarda 14 yasindaki kizla nikahin uygun oldugunu anlatmaya calismisti gectigimiz aylarda. 4 cocugun amcalari tarafindan katli ve sinif arkadaslarinin acisi baska bir haberdi. Yine gecenlerde gecekondusu yikilmasin diye careyi 4 aylik cocugunun bogazina bicak dayamakta bulmus bir babanin haberini okumustuk. 17 yasinda Hrant Dink'in katili olup, gecen iki sene icinde semirmis Ogun, goruntusuyle de artik abileri gibi olabilmisti. Sonra artik haberlerde de pek sik goremedigimiz 'polise tas atan cocuklar' var memleketimizde. Hani onlarca yil hapis istemiyle yargilanan, mahkeme gunlerini eriskinlerle birlikte ayni kogusta bekleyen, ama sonunda alkollu olduklari icin trafik kazasi yapip insanlarin olumune neden olan ya da ortaligi bombalayip arkalarindaki abileri sayesinde tuzu kuru tutulmaya calisilanlardan daha cok ceza alan 13-17 yas arasi cocuklar.

Kucucuk ulkemizden gozumuzu dunyaya cevirdigimizde durum yine vahim. Cocuk isciler, askerler, kurbanlar...

Nasilsa digerlerine her gun bayram. Mutsuz cocuklarin olsun bugun.
Demekle olmuyor, degil mi? Olmuyor.
Keske her sey cok guzel olacak gibi sozler verebilsek cocuklara.