siz de okuyor musunuz bu haberleri?
Burada kampüsün içinde devamlı yeni binalar yapılıyor. Çok hızlı ilerliyor inşaatlar. Bunun haricinde ilgimi çeken şey inşaat alanının güvenliği. Tam kampüsün kalbinde kimsenin başına tuğla düşümüyor mesela. Çünkü inşaat yeri tam merkezde kalacak şekilde çevrilmiş oluyor. Bu alana giriş çıkışlar ciddi şekilde güvenli hale getirilmiş. Ortalıkta bir kamyon göremezsiniz çünkü bu tür taşıma işleri henüz sabahın çok erken saatlerinde halledilmiş oluyor.
Peki çalışanlar? Kasksız bir çalışan görmedim. Ağır işler yapanların bellerinde kuşakları oluyor vs.. Her şey düşünülmüş yani.
Tam da İstanbul'un büyüdüğü bir devirde orada büyümüş biri olarak (inşaatlarda oyun oynayan bir nesildik) hayatımda ilk kez kasklı inşaat işçisi Bakırköy'de büyük bir alış veriş merkezi yapılıyorken görmüştüm. Belli ki yabancı bir şirketin güvenlik kuralları geçerliydi orada. Sıradan inşaatçının hayatı ne kadar ucuz diye düşünmüştüm.
1999 depreminin ardından sadece işçinin değil, bizim memlekette insanın hayatının çok ucuz olduğunu iyice idrak etmiştim. Ne acı! Şimdi aynı acı ve rahatsız edici tat yoğunluğunu arttırmış durumda. Daha çok daha çok gözümüze batıyor. Henüz öyle kocaman bir deprem olmuş değil. Fakat pisi pisine ne çok ölüm haberi var, farkında mıyız?
Radikal gazetesi devamlı Tuzla'daki tersane işçilerinin ölümünü ilk sayfadan haber yapıyor. Tıpkı bugün yaptığı gibi. Bakın ne diyor haber:
Ölümlerin hızına yetişemiyoruz
'Ölüm Kampı' Tuzla tersanelerinde dün öğlen bir işçi daha yaşamını yitirdi. Radikal, herkesin seyrettiği ölümleri bugünkü manşetine taşıdı. Ancak gece yarısı baskı bittikten sonra günün ikinci ölüm haberi geldi
“Tersane işçileri olarak insanca çalışma koşulları istediğimizi defalarca iletmemize karşın taleplerimizi uygulamamakta direnen Gemi İnşa Sanayicileri Birliği bu konuda sessiz kalan Çalışma Bakanlığı artık kaç işçinin ölmesine göz yumacak.” diyor Limter-İş.
Sahi biz nasıl da güzel üç maymunu oynayabiliyoruz?







